GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL.9

Merhaba,

Nasılsın? Söyle bir yazılı geçmişe dönüp baktığımda yazdığım mektupların sayısı 9 olmuş. Herhangi birine cevap alamamanın mutluluğunu yaşıyorum. Bunun sebebiyse Van Gogh kardeşini Theo’ya 600 mektup yazmış sadece 40 tanesine cevap alabilmiş. Yağlı boya tekniklerim halen berbat olsa da kendimi biraz Van Gogh gibi hissediyorum. (sağırlıkta buna dahil olsun, hadi…) Bu dokuz mektupta kendime sana “Nasılsın” diye sormayı öğrendim ya, şimdi de “Nasılsın” sorusunun bir sır olduğunu ve bu sırrı da bilmediğimi farkettim, çok ilginç…

pia19401-main_sunset

Geçen gün böyle bir gün batışına denk geldim. Bilmem daha evvel böyle bir şey gördün mü? Dağların arkasına geçip kendini gizleyen mavi ışık kaynağı, Her sabah pencerenden doğsun diye, sahilde denize batırdığın, bildiğin güneş. Ama bu mavi, şaka değil. Bu sefer bu dünyadan değil başka acıyla bakıyorum Mars’tan Curiosity Kaşif robotunun kadrajından yine O’nu severek bakıyordum.

Sanki dünyadan fırlatılmış gibi, atmosferi olmayan bir boşlukta nasıl düşülürse düşüyordum. Sonra düşmek anlamını yitirdiği bir an vardır ya, orada uçmaya belki yürümeye başlarsın, başladım. Tek gördüğüm Hesiodos’un evren tasfirinde olduğu gibi Mars’tı.

Mars  – Ares, Yunan tanrılarının en sevilmeyeni,en nefret edileni ve de en küçük görülenidir Ares. Hesiodos onun Zeus ile Hera’nın oğlu olduğunu söylüyor. Büyük tanrı ve tanrıçaların, başta Zeus olmak üzere erdemli ve kusurlu yanları olduğu halde, Ares’in tek olumlu yanına rastlanamaz. Kendisine bağlı sıfatlar da hep kötüleyici ve küçültücüdür. ”Anaires”(yok edici), ”Mainomenos”(deli), ”Polydakrys”(gözyaşı döktüren) gibi nitelemeler onun bu olumsuz yanlarını gösterir. Hep babası Zeus  Ares’i, ”Olympos’ta oturan tanrılar arasında en iğrendiğim tanrı sensin” diye  azarlar. Ne tanrılar arasında sevilir ne de insanlar. Savaş alanlarındaki yoldaşları da kendisi kadar korkunçtur. ”öfkesi sınırsız Eris”(kavga), ”kan kırmızısı giysili Ker”(ölüm), ”güçlü Enyo”(yakıp yıkıcı), ”Deimos”(dehşet), ”Phobos”(korku) hep yanındadırlar.

Böyle bir gezegen işte gördüğüm hissettiğim Mars. Ancak, anlamadığım hem insanlar hem de tanrılar tarafından sevilmeyen Ares Aphrodite’ın (Venüs)  gönlünü nasıl çalabiliyordu? Curiosity bana Venüs’ün Mars’ta neyi bulduğunu net olarak gösterdi, artık gözlerimde her gün batan mavi bir güneşim var ve aklıma mütemadiyen sen geldin.  İyiki de geldin.

Yine “nasılsın” demek için fırsatım oldu, tahminen bir sahilde bir bankta  kimsenin daha önce bilmediği bir köyde veya evinin penceresinde güneşe bakıp çok mutlusundur belki de değilsindir, anlatmazsan bilemem. Immanuel Kant “Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz. Gerçekte bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki, bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir süjenin birbirlerine olan ilgisinden doğmuştur.” diyor.

Bense iyiyim.

Sevgilerimle, Öpüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: