GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL.11

Merhaba;

“Nasılsın”,  nasılsınlarım çoğaldı demiştim ya geçen artık saymayı bırakıyorum, zaten saymayı da doğru düzgün beceremediğimi de gördüm sonunda. Normalde bunu onbir olması gerekirken aslında sekizinci mektubu atladığımı bugün farkettim.  Zamanı doldurmak içinde saydığım söylenemez nerede olduğumu bilmek ve daha uzun yazabilmek için sayıyorum. Yoksa rakamlar zaten ardışık sonsuza kadar sayabilmek mümkün, rakamların içini dolduramadıktan sonra sayı doğrusu nasıl olsa akıl almaz sonsuzluğa gidiyor. O sayı doğrusu üzerinde atlamışım, heyecandan olsa gerek.  Sekizinci mektubu atladığımdan dolayı yine hayatımda bir eksiklik yaratmış oldum ama  sorun değil sekizinci mektubu sonra yazacağım, bunu halen onbir olarak kabul edebilirsin. Hem böylelikle sana  daha çok nasılsın diye bilirim. Biliyorum “Nasılsın” ’lara cevap verecek vaktin yok, zaten önemi de yok. Vaktın nasıl yaratılması zor bir kavram olduğunu da  öğrendim, öyle bir eksikliğimi de vardı giderdim.

Bahsetmiştim ya geçen mektuplarımda, “Nasılsın” birbirini arada sırada merak eden, takip eden yeri geldiğinde rastlaşan iki insan arasında sorulabilecek en masum en yalın soru cümlesi. Sormak nasıl soranın tercihi ise cevap vermemekte yanıtlayanın tercihi oluyor, diye.  Bilemiyorum biz bu yaratılmış metafora uyuyor muyuz? Sanırım bunun yanıtını da dağlara, taşlara, ağaçlara, yemyeşil vadilere, denizlere, okyanuslara ve her şeyi kapsayan bizi var eden bizimde ona anlam katarak doğumuna önce gebe ve sonra şahit olduğumuz, olacağımız  Dünya’ya sormak lazım. Bu unsurlar ne de olsa bizi en çok  etkileyen, onlar mutlaka sevgi barındırdıkları için zaman yaratıp belki kısa belki uzun hem kendimizin hem de kendilerinin karşılıklı sormaya cesaret gösterdiğimiz “Nasılsın” sorusunu belki yanıtlayacaktır. Lakin yalın sevgi varsa ne olursa olsun durması lazım, ilk önce bizim yalın durmamız gerektiği gibi.

Ama insanda söyle bir yanılgı var, bu sorduğu sorular yanıt alamamak gibi. Sorduğu sorulara her yanıtsız kalışında yalnızlık hissiyatı doğuruyor ve anlamamanın anlaşılamamanın veya kendini anlatamamanın mutsuzluğunu taşıyor kendi yüreğinde, rest çekiyor küsüyor doğuramadığı dünyaya. Farkında değil insan doğduğu dünyaya yalnız geldiğinden, yalnız yaşayıp, yalnız öleceğinden.  Yalnızlık tercih gibi gözükse bile,  bu bir tercih değil nasıl ki doğumu onun tercihi olmadığı gibi. Bu sadece ismine yaşam dediğimiz çemberin kimse ile kesişmeyen kümesi yalın yalnızlık.

Yalnızlık bir içinde bulunduğun duruma bağlı olarak değişen bir duygu iken yalınlık ise bir duruşu ifade ediyor. Bizlerin çoğunlukla anlamamanın anlaşılamamanın veya kendini anlatamamanın yanıtını yalnızlık olarak veriyoruz kendi içimiz de, ki aslında en büyük hatayı da burada yapıyoruz yalnızlığı bir tercih olarak kabul ediyoruz yalın olmaya özen göstereceğimize. Bu yalınlığı hayatın içinde yakaladığımız da zaten  duygularımızın karşımızdaki insan tarafından algılandığını kendi kelimelerimiz ile türetemediğimiz hissiyatın tam karşılığının bulunduğunu anlıyoruz.

Yalınlık, karmaşık olmama, süsten ve her türlü fazlalıktan arınmış olma gibi nesneler için fiziksel bir nitelik olmaması yanında, estetiğin ötesine geçen ahlaki ve yaşamsal boyutları da kapsayan kendini ve çıkarlarını düşünmekten, bencillikten ve gösterişten, dünyevilikten uzak maneviyat doğumudur. By doğum karşısında aldığın cevaplar düşüncelerinden başlar ilk, dökülür kelimeler yine kendi sen’e,   sonra gözlerin kızarır dolar, burnun akmaya başlar. Tutarsın kendini sanki ilk ağlayan senmişsin gibi. Karnında başka bir canlı varmış gibi hissedersin  ve tutamaz boğulursun yalın hıçkırıklara.

Ne acı kalır, ne keder, ne geçmişin sırları sıyrılmış aynaları ne de geleceğin sanal yansılamaları, yalnızlık değil yalınlık duruşunda. Bilmiyorum en son ne zaman ağladın.

Bir de söyle başka bir yanılgı var ki yine yalnız, yalın gibi aynı kökten türeyen başka bir kelime o da yal-an.

Şu sonsuz evrende belki bir rüyadan öte bile olmayabiliriz, her şeyin olasılığı var olmak ya da olmamak gibi. Ama bunun bir önemi yok, çünkü sanal bile olsa kendi yarattığımız bir rüyalar dünyasında gerçek saydıklarımızla yaşıyoruz, ardışık sayılar, bazen boşa saydığımız saniyeler gibi. Aksi iddia dahi edilemez, belki şimdilik. Herhalükarda  var olduğumuzu var saymamız gerekiyor bir yalanın parçası olmamak için.  Derin yalanlar yalnızlıkları doğururken yine aynı kökten yalınlığın kafasına kurşunu sıkıyor.
Sormazsın biliyorum “Nasılsın” diye, olsun, kendimi yanıtsız bırakmamak için senin yerine kendime sorayım. “ Nasılsın”.
Kendime yarattığım insan olma sınavında, yalınlığın izlerini sürüyorum ve inanıyorum ki bunu aşabilsem gerçek aşkın sınırlarını görebileceğimi ümit ediyorum.

Sevgilerimle, Öpüyorum.

Weeping Woman 1937 Pablo Picasso 1881-1973 Accepted by HM Government in lieu of tax with additional payment (Grant-in-Aid) made with assistance from the National Heritage Memorial Fund, the Art Fund and the Friends of the Tate Gallery 1987

Weeping Woman 1937 – Pablo Picasso 1881-1973 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: