GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL.12

Merhaba;

“Nasılsın”, dur söyleme ben tahmin ederim. Sıcak yazın zahmetli güneşini bol bol çıkardıktan sonra hafifleyen doğanın tadının çıkartıyorsundur. Ona anlamlar yükleyerek anlam katıyorsundur, mutlaka gülmek için yine yeni sebep yaratıyorsundur. Çok tanrılı din’e inansam Poseidon ektisi derdim ama Mikail demek daha uygun oluyor. Yaşasın Mikail.

Güneş açtığında değilde, yağmur yağdığında aklıma geliyor Mikail.  Bazen ey Poseidon diye aklımdan geçse de, Mikail şimşeğini vuruyor “Şimşeği vuran benim, Poseidon gerçek olsaydı benim yerime Zeus olurdu” diye sesleniyor yüksek göklerin arasından. Biraz ıslandıktan sonra korkutucu gelmeye başlıyor. Az ıslanmanın keyfine varıp, yağmurdan sığınacak bir balkon altı bulup insanları izlemek en güzeli.

Biliyor musun? Geçen yine geldi, anı ve hazırsız bastırdı bir anda serendip.  Her zaman ki gibi ıslanmayacağım bir yere çekildim, izledim insanları.

Hepsi yağan yağmurun altında da aynılar, hiç değişmiyorlar. Caddenin bir ucundan görebildiğim diğer ucuna gidip gidip, geri dönüp sanki bir daha gidiyorlardı. Birbirlerine çok benziyorlar, sınıflandırmaya çalışıyorum bazen.  Her zaman ki gibi çeşit çeşit, boy boy. Kısalar, uzunlar, sıska ve şişmanlar, küfür edenler,  dua okuyanlar, huysuzlar, aceleciler, sakinler, sıkıntıdan patlayanlar, işsiz güçsüzler, pas atanlar, kendi kalesine gol atanlar…  Hepsi birbirlerine benziyorlardı aslında güneşin altında da nasılsalar yağmurda da aynılar. “Gene” hızlı robotlaşmış adımlarla işlerine koştuyorlar, yine elleri ceplerinde, dudaklarında gelişi güzel ıslık, kulaklarında müzik, ıstıflerini bozmadan ağır ağır telaş etmeden kaldırımlar boyunca gidip gidip geliyorlardı.

Mikail, yağdırdığı yağmurun insanların kayıtsızlığına karşı ara sıra isyan ediyor, şiddetini arttırdığını, bir kaç şimşek gök gürültüsüyle kendini hatırlatıyordu.

Bütün bu arzusuz, aşksız insanlar ahmak ıslatanı can sıkıntılarına karşı bir silah gibi kullanabilmek fırsatını ele geçirmiş bulunamanın verdiği sahte sevinçle göğüslerini yağmur rüzgarına vermiş, kollarını sallıya sallıya ilerliyorlardı.

Sevgilerimle, Öpüyorum.

P.s: Gönderilmemiş Mektuplar Vol.8’i unutmadım.

Vallauris Castle Museum -  1952 Pablo Picasso http://www.vallauris-golfe-juan.fr/The-national-Picasso-Museum.html?lang=en

Vallauris Castle Museum –
1952 Pablo Picasso

card-1001

card-2002

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: