GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL.13

Merhaba;

Nasılsın hiç bilmiyorum, anlattığın her seferde anlıyorum seni, anlatmadığında ise anlamaya çalışıyorum, olsun. Kendinden emin olunca görmesen, işitmesen, koklamasan, dokunmasan, tatmasan bile ne kadar uzakta olursa olsun “Nasılsın” sorusunun yanıtsızlığına kendi beynimizin içinde yanıt bulabiliyoruz. Öğrenmedik mi hayatta hisler beyinde oluşur, kalplere dolar diye.

Birkaç gündür “Nasılsın” larım çoğaldı, ne güzel demek söyleyebilecek halen kelimelerim olmasından dolayı mutluyum. Yarattığım kozamda ismine kalp dediğim evrenimden, mesafe tanımaksızın hissedebiliyorum, ne mutlu.

Koza diyince hep kelebekler geliyor insanın aklına, kelebek kelebek olmadan evvel çirkin bir tırtırdır ya yiyip tüm yaprakları çıtır çıtır, kozasına girip doğanın tüm renklerini kanatlarında taşır, ne romantik.

Kelebekler sonbaharda daha güzel görünüyor gözüme, hep etrafımızda uçuşur dururlar ya arzusuz aşksız olanlara umut taşır, belki birinin kalbinden geçen duasının alameti, kim bilir başka hangi dert’e deva olur, bir ayağın altında ömrü son bulur ama bulmasın.   Bazen de o kozalardan çıkan kelebekler karın boşluğumuzda ne kadar boş yer varsa doluşurlar içimize orada uçuşur da uçuşurlar, bizi bulutların ötesine taşır, kanatsız nasıl uçulabilir bizlere her kanat çırpışlarında tokatlayarak ispat ederler. Yüzümüz kırpkırmızı kesilir, utançtan, sevinçten, ağız kulaklara varır, ne hoş.

Anlamadığım kelebekler karın boşluğunda nasıl nefes alıyorlar, imkansız gibi gözüküyor belki kelebek değildir ama nedir?

İnsanlar çok taklitçi, bilmediği soruların yanıtlarını bulmaktansa, kelebeklere özenip karın boşluklarımızda olan mavi gökyüzüne bizi kanatlandıran kelebeklere benzemeye çalışıyorlar, nafile. Birbirlerimizin karın boşluklarına girmeye çalışıyoruz hayatlarımızda, olmaz.  Bu bağlamda “kelebeklerin ömrü neden kısa” diye sormak bile yersiz.

Nefes almadan nasıl yaşanır?
Koskoca evrende insanın nefes almadan yaşanabileceğin, bundan dolayı mutlu olup mutlu edebileceğin, korunabileceğin, kimsenin sana dokunamayacağı, sadece seni sen olarak sevildiğini bildiğin, “sevgide şüphe nedir” diye bir kavramın olmadığı  bir yer var deseler, mutlaka oraya gitmek istersin, mavi gökyüzünün bulutları üstünde uçabilmek için.  Hani fark etmez ya mesafeler saflığa, sevgiye, sende gerçek olan ne varsa  kavuşmak, sahip olmak, ait olmak için her yere gidersin. Ne mesafe fark eder ne de başına gelebilecek tüm felaketler durduramaz seni, bu ütopya da böyle bir yer.

Evet bu bir ütopya ama her ütopyanın evrende bazı gerçek izdüşümlerinin olduğu yerler var. Kendi zamanımız en başında biz bu yerden kopartılarak kovulduk . Yeniden o ütopya’ya dönebilme sınavını verebilmek için yaşıyoruz. Bir insan olarak tırtılları taklit edip kozamızı örerek kelebeklerin zamanı kovalıyoruz.

Bu evrende bu ütopyanın tek izdüşümü olabilecek yer bir annenin rahmidir sadece. Tamamen havasız. Bir kadın bir insana gerçek bağ ile bağlı, bu duygusal saflığının evrenin hiç bir yerinde  tezahürü yok.  Çok enteresan.

Keşke doğmadan önceki halimi hatırlayabilseydim, ne yazık.
Aşkta bu yüzden var işte, doğarken kopardığın gerçek bağın yenisini inşa edip yine benzemeye başlarsın kendi kozasına sahip, enderi bulunmamış tırtıla. Sadece seni saracak kozaya girip, nefes almaya gerek duymadığın için nefesi hangi yolla aldığının mühim olmadığın karın boşluğunda sonsuzluğu yaşamaktan başka bu Dünya’da daha muhteşem ne olabilir ki.

Sevgilerimle, Öpüyorum.
007-salvador-dali-theredlist

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: