GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL.14

Merhaba;

“Nasılsın” umarım tahmin ettiğimden daha mutlusundur. Tahminler her ne kadar yanıltıcı olabilse de piyango değil ki peşine düştüklerin. Tesadüfler sadece yıldız tozlarından meydana getirilmiş sihirin söylesi ya da böylesi değil mi?  Bu söyle ya da böyleyi tesadüfü de mutluluğa çevirmekte bir sıkıntı çekebileceğini düşünmüyorum. Hayat dümeni elbet senin ellerinde, her şey elbet senin için yaratılmış, rüzgar hep seninledir. Seni mutlu hissettirebilecek her şey, gözlerinin gördüğü ne varsa  düşüncelerinin saf güzelliğiyle onlara anlam katabilmenden ibaret. Güneş, yıldızlar, diğer gezegenler, mavi gökyüzü, deniz, ışık yayan ışık vuran ne varsa hepsi senin için hepsi sana amade. Ben seni biliyorum, hissedebiliyorum bu yüzden mutlusundur diye tahmin yürütüyorum.

Yine Eylül ortası geldi, sonbahar o kadar muhteşem ki  dünyada olmak ne büyük keyf benim için. Belki Dünya’nın bir parçası olduğum için kendimi daha çok Dünya’ya benzetiyorum, çokça genetik benzerlik, ağzı kaşı gözü kulağı. Her ne kadar kendime çok benzetsem de senden de parçalar da görmüyor değilim, ben seni daha çok etrafında döndüğüm Dünya’ya hayat veren Güneş’e benzetiyorum. Elbet zor benzerlikler, evrende ne kolay ki.

Hep aynı mesafe, hep aynı gülüş, hep aynı masum korkaklık, hep aynı sıcaklık, bazen kavurucu patlamalar, çokça içinde yanan derin suskunluk. Hiç bıkmadım, şikayette etmedim etmem de, varlığımı bilmese de sevgi çok temel kavram.  Yazın yaklaşarak ısıtıyor kışın uzaklaşarak özletiyor, arada kendini gösterip gülümsüyor, bazen bir bulutun arkasında gizleniyor, hiç beklenmedik fırtınanın ardından görünüp kayboluyor, bir bahar hayat verip diğer bahar öldürüyor. Gece sessiz sedasız yerini yıldızlara bırakıp her seferinde çekip gidiyor. Sanki bilmiyor orada olduğunu bildiğim. O bilmez ki yıldızları, gece yüzünden yıldızların adını ezberlediğim.

Güneş diğer yıldızların varlığından haberi var mı? Dünya aklım yetmiyor bildiğine, çünkü öyle güçlü  bir ışık kaynağı ki kendine göre, başka yıldızlar ona nasıl görünsün, gündüzü var mı ki hiç gecesi olsun. Nefes dahi almaksızın, sonuna hazırlıyor hem kendini hem de beni. Bir gün ne o kalacak ne de ben. Kendimi bilmeden önce de güneş vardı, kendini bilmeden de dünya. O farklı ben farklı.  Sonumuz yine aynı.  Sadi Şirazi ne güzel diyor “Sormaz ki bilsin, sorsa bilirdi. Bilmez ki sorsun, bilse sorardı.”

Ne biliyor ne soruyor, dönüp dönüp durdum etrafında, etrafımda. Seni yaşamak için gündüzü yarattım, seni anlamak için trilyonlarca yıldızla geceyi sabahladım. Aslında karanlıkta yok sadece ışıksızlık var ve  bir şey ancak anlamı kendinden daha ince olan bir şeyle açıklanabilir artık o ne ise.

Bir gün korkma çık gel Dünya’ya, trilyonlarca yıldızın altında senin aydınlatamadığın geceyi yaşayalım. Merak etme bu sefer ben susacağım.

Sevgilerimle, öpüyorum.

Flint Castle, 1838 Joseph Mallord William Turner

Flint Castle, 1838
Joseph Mallord William Turner

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: