GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR VOL. 17

Merhaba;

“Nasılsın”, dur tahmin edeyim.  Kasım güneşinin artık son son aydınlattığı sonbaharın sonunun yaklaştığı kuzey yarım kürede, solmuş kurumuş dökülmüş biraz sabah neminin ıslattığı yaprakların hissettirdiği duyusal romantizmini çöpçüler süpürmeden önce,  doğada sere serpe yatarak doğanın keyfini çıkartıyorsundur. Hele gitmenin çok kolay olduğu her yeri keşfedilmiş, üstüne milyonlarca farklı hikayenin yaşandığı Dünya’nın  aşıklar şehiri Paris’te değilsen iyisindir. Zaten orada değilsen önceki işlenmiş olan tüm cinayetler gibi sadece sana aktarılanı alıp öfke ve hüznü aynı anda yaşayıp ne kadar çaresiz olduğunu hissedip, günlük yaşama geçmişte olduğu gibi devam ediyorsundur.
Ben öfkemi kaybettim, inanılmaz canım sıkıldı. Hayatımda ilk tanıdığım canlı annem oldu, nefes dahi nedir  bilmezken, beni sardı, nefes aldırdı, sonsuz güven ve sevgi duygusunu tattırdı ama bunların hiç birini  hatırlamıyorum, hatırlamamın da önemi yok çünkü o ifadesiz bir bilinç.  Sonra babam korudu, gözetti, oyun oynadı, sevdi. Bu birbiri ile alakası olmayan iki kişi, hırsın kibirin açgözlülüğün sardığı karanlık Dünya’da ikinci en büyük kumarlarını oynadılar.

İnsanın en büyük doğal düşmanı yine insan, evrenin geçirdiği evrimde insanın oynadığı kumarın kuralları maalesef bu. Bizler bilinen evrenin en büyük kaşifleriyiz. Dünya’da adım atılmadık yer bırakmadık. Anlamak için anlam yükledik, ondan hikayeler çıkardık, sonra o hikayelerin mutlak sahibi olmak istedik, sahip olmak için öldürdük, öldürmeye devam ediyoruz. Evrim hayatta kalabilmek üzere programlanmış, türünün devamı için öldürmek zorunda.  Düşünsene Amazon ormanlarında gezerken, ağaçın üstüne uzanmış kadife gibi simsiyah tüyleri olan bir jaguarla karşı karşıya geliyorsun, istiyorsun diye onu sevip okşayıp boynuna sarılamazsın, ya öldürürsün seversin ya da severken ölürsün.  Evcilleştirilmemiş hayvanı sevmek insanın özgürlüğü değil, illa seveceksen onun gelmesi için sabretmek zorundasın, belki sabretmek bile yetmez.

Geçen zaman bizim algımızdan çok daha uzun, bu günden geçmişi geri sararsak gelecekten daha uzak ve yine çok daha zifiri karanlık olduğunu görüyoruz. Tahmin edebileceğimizden çok uzak ve bu uzak zamanda artık ismine ne dersen de sihir, Allah, şans, tesadüf milyonlarca farklı inanış ve hikaye var. Tüketen insan, geçmişin benzer yorumlarıyla paradoksal gırdaplara yuvarlanır, yavaşça insanın  karartır, umutsuzlaştırarak davranışsal tekrarla kendini klişeleştirip geldiği karanlığa gömer.
Gelecekse asla tükenemez. Bu durumda yaratıcı insan tükenmeyen geleceğe yelken açtığında, geçmiş tecrübelerini kendi ışığıyla birleştirerek duruma en uygun çareyi bulmak için farklı düşünür, düşünür, en sonunda bulur. Zaman en büyük dostumuz, bizim ömürlerimiz kısa sadece.

Vicdanları kenara koyup, beyimizle düşünmek zorundayız. Var olduğumuz için evren borçluyuz, o kadar ki Dünya’ya çarpıp dinazorları yok edip bizi var eden uçan göktaşına bile borcumuz var. Onun geldiği yere gidip borcumuzu  bir şekilde ödemek zorundayız. Belki oraya vardığımızda, ütopyalarımızda kurguladığımız Dünya’yı bulup en baştan yaratabiliriz. Ben geleceğin  çocuklarına betonarme evler değil, kan kokusunun olmadığı bakir topraklar bırakmak isterim.  Olur ya bir ağaç dikerler, bir şekil gelir açarım.
Haksızlığa uğrayıp alacaklı olduklarını düşünenlerin  hesaplarına evren havale yapar, onlarda rahat olsunlar.

Borçlarımızın, verdiğimiz sözlerin altında ezilirken insan özgür olabilir mi? Güç insanları köle haline getirip sürü psikolojileri ile evcilleştiriyor.  Bir kişinin yaşam hakkını alan insan, insan mı? Özgür mü? Evcil mi? Hayvan mı? Roma halkını kanla eğlendirip uyutmak için aslanlarla dövüştürülen gladyatörler özgür müydü?

Evrim milyarlaca senedir devam ediyor, edecek. İnsanın en büyük evrimi bu teknoloji çağında zekasal olacaktır, üçüncü göz altıncı parmak gereksiz.  Günümüz çocukları bile önce ki nesile göre daha hızlı öğrenip daha hızlı düşünüyorlar daha ayrıntılı daha araştırmacı daha gelişime açık. Ve genetik faktörler entellektüel ebeveynler, geleceğin aydın bireylerini meydana getirecektir. Geleceğe yön verebilmek için yedi milyar ihtimalden biriyiz. Ne nice dahi gördük Einstein, ne aşıklar vardı Şah Cihan, ne acılar var Auschwitz, ne kaşifler var Kristof Kolomb, ne deliler var Dali… Hepsi ihtimaldı, oldu.

Şu anda o kadar büyük bir mirasımız var ki, kitaplarımız var İskenderiyedeki kütüphanemizi artık yakamazlar, bilgileri depoladık. Sanat eserlerimiz var, Goya, Monet, Dali, Picasso daha niceleri. Atomu parçaladık biliyoruz, formüllerimiz var, uzay gemiler yolluyoruz Güneş Sisteminin dışına altın plaklar döndürüyoruz, olur ya biri sesimizi duyar cevap verir diye.  Fiziğin limitlerini zorluyoruz Einstein, Newton, Galileo, Stephan Hawking. Halil Cibran, Orhan Veli, Nazım var, Beethoven, Mozart, Rachmaninof, Puccini, Micheal Jackson var. Nezaketimiz, zerafetimiz, melankolik duruşlarımız, Romatik hallerimiz ve gözyaşlarımız var.  Fosil yakıtların bizi kirlettiğini biliyoruz, ağaçların yapraklarını çok seviyoruz, deniz suyundan tatlı su üretiyoruz.  Tohumlarımızı depoluyoruz. Enerji üretiyoruz, ağırlığımızın binlerce katını kaldırıyoruz. Kuşların çıkamadıkları irtifalarda uçuyoruz. Yapay dokular üretiyoruz, her gün üzerine koyarak ilerliyoruz geri dönüş yok. Elimizde kurşundan ve paradan daha güçlü silahlarımız olan kalplerimizde taşıdığımız obsessiyonel sevgilerimiz var.

Düşünmek reflekstir, düşünen insan hayatta kalmaya refleksleri de gelişmiştir. Düşünme diyenler bizleri evcilleşitirmeye, para uğruna birbirimize benzetmeye çalışıyorlar.
Bu gün  daha umut doluyum, geleceğe dair . Kibir, hırs, açgözlülük dünyanın bütün coğrafyasında kol geziyor, gezsin. İnsanlar yarında birbirlerini öldürmeye devam edecekler, bazen tek tek bazende toplu olarak katledecekler birbilerini.  Üzülmek sadece duyusal bir his çözüm değil. Güç sadece zekadan korkar. Zeka satrançtır, güç tavla.

İnsanın en büyük zaafı düşmanı olduğu yine insan, insanda değişmek zorunda ve çok hızlı değişiyor. Zekasal evrim modern insanı evrim üçgeninde bir basamak aşağıya indip önce daha da  köleleştirip sonra evcilleştirecek. Zeki insanlar saf sevgi doludur, evcil hayvanların hepsini severler. Olmadı numaralandırıp kısırlaştırırlar. Köpekleri kuduz olmadan korumak lazım.

Milyarlarca ihtimalin bir araya gelmesi ile meydana geldik. Sürekli yarısı  aydınlık olan Dünya’da  harika şehirlerde yaşıyoruz.  Kendi isteğimizle olmasa bile sadece var olduğumuz için geri kalan yarısını elimizde tüm kaynaklarla aydınlatmız gerekir. Geleceğe güzel bir dünya bırakmak zorundayız, gelecekte bıraktığımız Dünya’da yaşayanlar bizleri cehenneme göndermesinler.
Olur ya Dünya’da o gün var olurum, olur ya ağaç olurum, kurur, bir kibritle tutuşurum mahvolurum. Işık sadece kendi etrafını aydınlatır, ne kadar mum varsa hepsini yakalım.

Sevgilerimle, öpüyorum.

The Creation of Adam - Michelangelo,

The Creation of Adam – Michelangelo,

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: